G-3PGNFHH1P6

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

25 Mart 2026 - 06:17 Dünya Ekonomik Forumu erteledi
25 Mart 2026 - 06:13 Fahiş cezalarda geri adım
Reklam

%8’den Birinciliğe: ‘Emin misin?’ Diye Soranlara Verilen Siyasi Ders

Siyaset bazen bir sandık sonucundan çok daha fazlasıdır; bir iddiadır, bir inançtır ve çoğu zaman herkesin “olmaz” dediği bir yolda yürümeyi göze almaktır. Yakup Koçal’ın bu anısı da tam olarak böyle başlıyor: Ankara’da TBMM koridorlarında verilen cesur bir söz, Yalova’nın köy köy, mahalle mahalle yürütülen görünmeyen bir örgütlenme hikâyesi ve sonunda herkesi şaşırtan bir seçim zaferi… Mesut Yılmaz’dan Yaşar Okuyan’a, Çiftlikköy’den Altınova’ya uzanan bu hikâyede; strateji, gençlik cesareti ve Yalova’nın siyasi hafızasına kazınan anlar var. İşte bu hikâyenin; gerçek isimlerle, gerçek ilçelerle ve Yalova’yı yeniden hatırlatan anılarıyla başlayan o unutulmaz serüveninin ilk bölümü…

Reklam
Yakup Koçal
Reklam

TBMM’de ANAP’ın grup toplantı salonundaki kürsüden inerken Mesut Bey yerinden kalkmış, bana doğru geliyordu. Gülümsüyordu. Tavrından konuşmamı nasıl bulduğunu anlamaya çalışıyordum. Mimiklerinden duygularını, olası tepkisini fark etmek zor işti. ‘Poker face’ olarak nam salmıştı. Sadece siyaseten birlikte olmaktan değil, ciddiyeti, akılcı tavrı, entelektüel birikimi ve de en önemlisi devlet adamlığı vasfı Mesut Yılmaz’ı sevip saymam için yeterli gerekçelerdi. Okuldaştık. İstanbul Erkek Lisesinin eğitiminden geçmek ortak özelliklere sahip olmamızın sebebi miydi, bilemiyorum. 

Koluma girdi ve çıkış kapısına doğru yürümeye başladık. ’Emin misin?’ dedi.

-Elbette efendim.

‘Sana inanıyorum. Sıkı çalışın o zaman.’ derken gözlerinden ve samimi gülüşünden memnuniyetini anlamak bu sefer zor olmamıştı. Mesut Bey’den ayrılınca arkadaşlar etrafımı sardı. Herkes çok keyifliydi. Amacımıza ulaşmıştık. Keyfimizi bozan Yaşar Okuyan oldu. Mesut Bey ana salonda yerini alana kadar ona eşlik etmiş, sonra yanımıza bir hışımla gelmişti.

-Ne kadar acemisiniz! Öyle konuşma olur mu? Siyasette iddialı laf etmenin bedeli ağır olur.

6 Ağustos 1995’de Yalova’da yapılacak il genel meclis seçiminde birinci olacağımızı söylemek olmayacak bir iddiaymış gibi algılandı. Böyle konuşmamı kimse beklememiş, kimseye gerçekçi gelmemişti herhalde, çünkü bir yıl evvel yapılan Yalova belediye başkanlık seçiminde %8 oy almış olan ANAP dördüncü olmuştu; DYP iktidardaydı ve yeni il olmaktan dolayı sadece üç yerde yapılacak bu seçime devlet imkânlarını da kullanarak bütün gücüyle yükleneceği aşikârdı. Eh, bir de zaten il yaparak seçmenin gönlünü almışlardı. Psikolojik olarak genel merkezdeki bütün ANAP’lılar daha işin başında teslim olmuş vaziyetteydi.

Ama son yıllarda bizim neler yaptığımızı, yaşadıklarımızı bilmiyorlardı ki!

Yalova’yı Türkiye’nin bir fotokopisi olarak tanımlarım her zaman. Ülkede ne kadar farklı insan çeşidi varsa yaklaşık olarak aynı orandaki çeşitlilik Yalova’da da vardı. Anadolu’nun birçok şehrinin aksine homojen bir yapısı yoktur. Feodal bir yapı da söz konusu değildir. Bu yüzden seçim sonuçları genellikle ülke ortalaması gibidir. Partilerin yerel yöneticilerinin performansları birkaç puanlık etki etme potansiyelini taşısa da sıra dışı sonuçlar nadiren yaşanırdı. O ana kadar yerel inisiyatif anlamına gelen, düşünsel bağlamda yerel teklifler sunan ve de mevcut partilerden bağımsız örgütlü bir yapıya dönüşen hareket olmamıştı.

Bir güç odağına sırtını dayamadan yani aklını kimseye emanet etmeden siyaset yapabilmenin şartları vardır. Partilerin var olan potansiyelinden bağımsız bir etki yaratmanın olmazsa olmazı örgütlenmektir ki bu Türk’ün tarihsel özelliğidir. Örgütlenmeyi kolay kılan kitlenin güvenmesini, dolayısıyla inanmasını sağlamaktır. Bu güven de öyle sadece lafla değil, yaptıklarının olumlu referans olmasıyla mümkündür. Bunun adı da Türk töresinde ‘kut kazanmaktır’.

Örgütlenmenin stratejisi ise toplumsal gerçeklik üzerinden hareket etmektir ki tarihteki boy yapılanması günümüzde hemşeri ilişkileri olarak devam etmekte ve vatandaş açısından başı dara düştüğünde en kolay ulaşabileceği insan kendi köylüsüdür, yakınıdır veya bir şekilde tanış olduğudur. Ama siyaset sosyolojisi açısından bakınca vatandaş bir çelişkiyi temsil ediyordu. Hem hemşeriliği önemser hem de ayırt edici söylemden hoşlanmazdı.

Ayrıca örgütlenme modeli de önemliydi. Asker millet olan Türklerde onarlı düzende yapılanmanın pratiği kültürel genlerine işlemiştir. Kısacası iç içe halkalar şeklinde ve onarlı düzende iletişim ve etkileşim ağının ideal siyasi yapılanma modeli olduğunu biliyorduk ve gereğini yapıyorduk.

O güne gelene kadar kut kazanma bağlamında Tufag, Yalovaspor ve Ticaret Odası benim için olumlu referans olmuştu. 1993 yılına kadar aktif görev yaptığım Tufag, gençler ve aileleri nezdinde beğenilen bir sivil toplum kuruluşu olarak öne çıkmış, sosyal ve kültürel faaliyetlerle şehirde takdir toplamıştı. Özellikle gençler üzerinde rol model olmaya başlamıştık. 1990-91 sezonundaki Yalovaspor’un başarısı binlerce kişiyi futbol sahasına çekmiş; Yalova’nın birleştirici gücünde genel kaptan olarak görev yapmam popülaritemin yükselmesine sebep olmuştu.

Siyasete atıldığım 1995’e kadar Ticaret Odası’nın faaliyetlerinden de kısaca bahsetmem gerekir, çünkü o zamana kadar Yalovalıların görmediği, bilmediği çalışmalardı. 1992’nin Mart’ında başkan seçilene kadar yönetimde muhasip üye olarak çalıştım. Başkan olduğumda üye aidatı toplamak, evrak tanzim etmek gibi standart işleri ufak bir apartman dairesinde yürüten Yalova Ticaret Odası’nı üyesine ve şehrin geneline daha faydalı işler yapar hale getirmek için ne yapacağımın bilincindeydim. Merkezde belediyeden kat karşılığı aldığımız arsaya müstakil dört katlı hizmet binası inşa etmek ilk işimiz oldu. Personeli, donanımı ve tefrişatıyla verimli hizmet üretmenin alt yapısını oluşturduk. İki ayda bir basılmak üzere ‘Yalova Ticaret Gazetesi’nin çıkartılmasını sağladık. 1992 sonbaharında Yalova’yı fuarlarla tanıştırdık. Şehrin önemli sektörü olan çiçekçiliğe yeni bir soluk kazandıran ‘Çiçekçilik Fuarı’nı, ardından da kültür hayatı için bir başka ilkini yani ‘Kitap Fuarı’nı gerçekleştirdik. Tınaz Titiz, Necmettin Erbakan gibi siyasetçilere ekonomik hayatla ilintili konferanslar verdirdik. Ardından her sene Bad-Godesberg Parkı’nda tekrarlanan ‘Hediyelik Eşya’ ve ‘Ucuz Giyim’ fuarları organize ettik. Yalova’nın Bursa’ya bağlanması şeklinde oluşan niyete karşı 18.000 kişinin katılım gösterdiği imza kampanyasını başardık. Üyelerin talep ettiği Gümrük Müdürlüğü ve Bağ-Kur Şubesi açılması için girişimde bulunarak sonuç aldık. Ayrıca daha o günlerde geleceği doğru okuyarak üyelere yönelik yabancı dil ve bilgisayar okuryazarlığı kurslarını açtık.

Bu arada özel hayatımda da on yıldır sürdürdüğüm inşaatı sektöründeki faaliyetlerimi azaltarak, henüz ciddi hiçbir teşvik yokken Yalova’nın ilk özel okulu olan ‘Öncü Koleji’ni açtık. Açtık diyorum, çünkü bu amaçla kurulan şirketin sorumluluğunu ablam üstlenmişti. Kısacası zaten yoğun emek verdiğim cemiyet hayatına artık tüm zamanımı ayırabilecektim.  Okul ve askerlik sonrası döndüğüm şehirde hiçbir maddi karşılık beklemeden neredeyse tüm hayatımı sivil toplum faaliyetlerine vakfetmiştim ve insanlar bunun farkındaydı.

O yıllarda, özellikle 1987 seçimlerinden sonra partilerin hepsine karşı mesafeli duruşum biliniyordu. O seçimde MÇP adına kahve konuşmaları yapmıştım. Ama sanki 80 ihtilali olmamış, Türkiye için ulusal kalkınma mantığına bağlı bağımsızlık söylemiyle devam etmek mümkünmüş zannediyordum. Seçim sonucu bir hüsran oldu. Artık döviz serbestti, tüketmek sınırsızdı; küresel ekonomiye entegre olmanın bolluğunu yaşayacaktık. Sokaklar güvenliydi. Paradigma değişmişti. Küreselciler bir daha su üstüne çıkartmamacasına ideolojileri gömüyordu. Seçimden sonra Ahmet Arvasi’yi ziyaret eden bir arkadaş anlatmıştı. Arvasi hoca demiş ki, bu iş bitti, eski çamlar bardak oldu. Galiba haklıydı. Derinlemesine analizlerini öğrenmek amacıyla ziyaret etmek istemiştim ama bugün yarın derken bir yıl geçmeden hocanın vefat haberi gelmişti. O zaman idrak ettiğim husus şu olmuştu; eski parti ideolojilerinin değişen tarihsel şartlar bağlamında geçerliliği kalmamıştı. Güncellenmeye ihtiyacı vardı ve bunu yapan veya yapmaya niyeti olan da yoktu.

Fakat 1991 seçimlerinde Yaşar Okuyan’ın Ankara Mamak’tan milletvekili adayı olması ister istemez işin içine girmemizi gerektirdi. Kuzenimin Azerbaycan’da açtığı bir fuara Yalova’daki arkadaşlarla birlikte gitmiştik. Bu sayede Yaşar abi arkadaşlarımla tanışma imkânı bulmuş ve ekibimizin birlikteliğini takdir etmişti. Sıcak ilişkinin sonucu olarak da arkadaşlarla birlikte Yaşar abiye katkı vermek amacıyla 1991 seçiminde Ankara’ya gelmiştik. Mamak siyaset açısından zor bir bölgeydi. O seçimde tercihli sistem söz konusuydu. Anavatan Partisi’nin üçüncü sırasından adayıydı ve ANAP üç vekil çıkardı ama Yaşar abim seçilemedi, çünkü dördüncü sıradaki aday yüksek tercih alarak önüne geçmişti. Bizler de kitle partisindeki siyaset yapma biçimiyle ilgili tecrübe kazanmış olduk.

1994 belediye seçimlerine yaklaşık bir sene vardı, bir gün Cengiz amcama uğradığımda artık aday olmayı düşünmediğini söylemişti. Yalova belediye başkanlığı görevini yürütüyordu. Almanya’da inşaat mühendisliği eğitimi almış, iyi bir teknik adam olarak o güne kadar herkesin takdir ettiği başarılı bir başkandı. Ama sıradan bir siyasetçi gibi davranmazdı. Popülizm yapmayan, biraz inatçı, teknokrat gibi çalışan dürüst biriydi. On yıl görev yapmayı yeterli görüyordu. Amcamın bu düşüncesini yakın arkadaşlarımla paylaşınca benim ANAP’tan aday olmamı dillendirmeye başladılar. Hani şüyuu vukuundan beter derler ya, işte tam öyle, henüz ben bir karar belirtmeden laf bir anda yürümeye başladı.

Aradan bir ay geçmişti. Oturduğum apartmanda her biri bir katta olmak üzere üç daire vardı. Amcam, babam ve ben… Sıkça yaptığım gibi eve çıkarken yine amcama uğradım. Canı sıkkın gibiydi. Birini söndürmeden diğer sigarayı yakıyordu. Konu nasıl oraya geldiğini hatırlamıyorum ama lafın arasında ‘Galiba mecburen aday olacağım’ dedi.

-Hayırdır amca!

-SHP İstanbul İl Başkanı kamuoyu anketi yaptırmış. Açık ara benim lehimde çıkıyormuş; %70’e yakın. Başka türlü de partinin kazanma şansı yokmuş.

Seçime bir yıl kala yapılan anketin seçim atmosferinde geçerliliğinin kalmayacağını, siyasi racona ters davranışlarından dolayı şehrin bazı dinamiklerinin cephe açacağını tahmin ediyordum ama amcam kararını verdikten sonra karşısında aday olmam söz konusu bile olamazdı; mümkün değildi. Hem bende emeği çok olan amcamı severdim hem de başkanlığı zaten başarıyla yürütüyordu. Hangi mantıkla karşısına çıkıp aday olacaktım? 

Mahalli seçimler için parti çalışmaları hızlanınca iki arada bir derede kalmıştım ki Yaşar abimin ANAP’ın ülke genelindeki seçim kampanyasında görev alması bir fırsat yarattı. Bizim ekibi de kendisine yardımcı olmamız için davet etmişti. İl il dolaşıp miting organizasyonlarında arkadaşlarla görev aldık. Ben, Birol, Numan, Ahmet birkaç şehre gittiysek de özellikle Cengiz ve Ender neredeyse tüm ülkeyi dolaştı. Cengiz tam yetkili olarak ile önceden gidiyor, planlamayı ve ön toplantıları yapıyordu. Ender daha ziyade seçim otobüsü üzerinden sunuculuk vazifesini yerine getiriyordu.

Böylece fikri olarak çok örtüşmesem de ANAP’la iç içe girmiştim. Yalova’da ANAP hüsrana uğramış, amcam seçimi kaybetmiş, DYP’den İbrahim Uzun belediye başkanı olmuştu. O senenin sonunda ANAP Genel Merkezi Yalova teşkilatını görevden alarak kongre yapılmasını kararlaştırdı. Cengiz başta olmak üzere arkadaşlar ilçe başkanlığına aday olmam için baskı yapmaya başladılar. Hâlbuki o ana kadar partiyle hiçbir bağım yoktu. Sadece benim değil, diğer arkadaşların da yoktu. Cengiz hariç…

Cengiz fikren kuruluşundan itibaren ailesi ile birlikte ANAP’ın içindeydi. İlçe teşkilatında etkin görev yapıyordu. Sonuç olarak hep birlikte kongrede aday olduk. İlçe başkanlığı seçiminden iki hafta evvel 1995’in mart ayında Yalova Ticaret Odası başkanlığından istifa ettim. Yarın yayımlanacak ikinci bölümde; Yalova’da kurulan bu yeni siyasi hareketin nasıl örgütlendiğini, köy köy yapılan çalışmaların perde arkasını ve Ankara’yı bile şaşırtacak seçim kampanyasının nasıl hazırlandığını okuyacaksınız. Çünkü bu hikâyede asıl mücadele şimdi başlıyor…

2. Bölüme Devam Et / Köy Kahvelerinden Sandık Zaferine: Yalova’da Kurulan Büyük Strateji

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?