
Bir şehrin seçilmişleri, isim değildir;
onlar, şehrin göğsüne takılmış görünmez birer mühürdür.
Rüzgâr bile yönünü onların adımlarına göre ayarlar,
sokak lambaları onların niyetine göre yanar ya da kararır.
Seçilmiş olmak, bir sandalye işgal etmek değil,
şehrin kalbinde sessizce atan bir nabza dönüşmektir.
Her mahallenin ruhunda bir fısıltı vardır;
o fısıltı, doğru insana rastladığında dua olur,
yanlışa rastladığında sitem.
Onlar, şehrin çatılarında biriken karın ağırlığını bilir,
kaldırımların hafızasında biriken yalnızlığı tanır.
Bir seçilmiş, şehre dokunduğunda taş bile hafifler;
yanlış dokunduğunda ise gölgenin bile ağırlığı artar.
Şehir, bazen bir çocuk gibi kırılgan,
bazen bir dağ gibi dayanıklı,
bazen de bir nehir gibi huzursuzdur.
Gerçek seçilmiş, bu değişen ruh hâllerini okuyabilen,
şehrin nefesini duyabilen kişidir.
Çünkü şehir, binalardan değil,
kırılmış hayallerden, bekleyen umutlardan,
susturulmuş cümlelerden ve yarım kalmış dualardan yapılır.
Ve bir şehrin gerçek seçilmişleri,
o duaların arasından geçerken ayakkabılarının bağına bile saygı duyar.
Seçilmişlik bir makam değil,
şehrin karanlığında elinde ışık taşıyabilme cesaretidir.
Koltuklar geçicidir;
ama bir şehrin kalbine düşen ışık kalıcıdır..







Kalemine,yüreğine sağlık Ali abim. Ne güzel yazmışsın. Ne güzel hatırlatmışsın güzel değerlerimizi. Anlayana.