
Televizyon artık yalnızca eğlence aracı değil; toplumun değerlerini şekillendiren en güçlü propaganda alanıdır ve bugün ekranlarda gördüğümüz şey kültür değil, açık bir yozlaşmadır.
Gündüz kuşağını açıyorsunuz:
Aldatma normalleşmiş.
İhanet sıradanlaştırılmış.
Mahremiyet reyting uğruna ayaklar altına alınmış.
Aile kavramı alenen aşağılanıyor.
Bir bakıyorsunuz herkes birbirinden hamile, kimin çocuğu kimden belli değil.
İnsanların özel hayatı, utanç değil “program içeriği” haline getirilmiş. Bu tabloya “toplumsal gerçeklik” diyorlar.
Hayır. Bu gerçeklik değil. Bu bir yönlendirmedir.
Çünkü toplum, sürekli izlediğini kanıksar. Kanıksadığı şeyi normal kabul eder. Normal kabul ettiği şeyi yaşam biçimi haline getirir. Bugün televizyonun yaptığı tam olarak budur: ahlaki sınırları yavaş yavaş yok etmek.
Dizilerde ise suç romantize ediliyor, şiddet güç gibi sunuluyor, sadakat alay konusu oluyor. Gençlere ve çocuklara verilen mesaj çok açık: “Her yol mubahtır.”
Sonra şaşırıyoruz: Çocuklar neden suça daha yakın?
Gençler neden bu kadar umutsuz?
Aileler neden dağılıyor?
Çünkü çürüme evimizin içine taşınıyor. Üstelik bu içerikleri izleyen sadece yetişkinler değil. Çocuklar da bu kirliliğe maruz kalıyor.
Buradan RTÜK’e açık çağrımdır: Bu ülkenin çocukları reyting uğruna zehirlenemez.
Aile yapısı, eğlence adı altında aşağılanamaz. Şiddet ve ihanet, “senaryo” kılıfıyla normalleştirilemez.
RTÜK’ün görevi yalnızca ceza kesmek değil; toplum sağlığını korumaktır. Bu yayınlar ifade özgürlüğü değildir. Bu, toplumsal sorumsuzluktur.
Ayrıca Meclis’e ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na da sesleniyorum: Bu ülkenin kültürü ve ahlakı korunması gereken bir milli meseledir. Yayıncılık denetimi güçlendirilmeli, yaptırımlar caydırıcı hale getirilmelidir.
Çünkü bir ülke sadece sınırlarını koruyarak ayakta kalmaz.
Geleceğini koruyamazsa içeriden çöker. Çünkü mesele artık “hangi program izlensin” meselesi değil; mesele bir toplumun ahlaki direncinin bilinçli şekilde aşındırılmasıdır.
Bugün televizyon ekranlarında aldatma alkışlanıyor, suç hikâyeleştiriliyor, aile küçümseniyor, mahremiyet pazarlanıyor. Şiddeti meşrulaştırılıp mafyaya özendiriliyor. Sonra da çocuklarımızdan saygı, merhamet ve vicdan bekliyoruz. Oysa bir ülke, ekranlarında çürümeyi büyütürse sokakta huzuru bulamaz. Eskiden TV programları diziler öyle miydi kültüre yönelik programlar, belgeseller ve ailenin birlik olmanın gücünü kullanarak dostluğu, paylaşmayı birleşmeyi öğreten diziler vardı.
RTÜK, Meclis ve tüm yetkili kurumlar şunu bilmelidir: Bu gidiş sadece yayıncılık sorunu değil, milli bir gelecek sorunudur.
Ekranlar eğlendirmiyor; değerleri öğütüyor.
RTÜK, Meclis ve ilgili kurumlar artık sessiz kalmamalı: Bu toplumun geleceği reytinge teslim edilemez.Yetkilileri ve kanun yapıcıları göreve davet ediyorum.






