
Kentler bazen susuz kalmaz, bazen düşüncesiz kalır…
Yalova, bir süredir yağmur beklemiyor; aslında akıl bekliyor.
Barajlarımız boşalırken musluklardan önce zihnimizden su çekilmiş meğer. Gökçe Barajı’ndaki su seviyesinin hızla düşmesi üzerine hazırlanan Acil Eylem Planı, tek başına bir kriz yönetimi metninden ziyade; şehrin geleceğe bakışındaki eksiklerin aynası aslında.
Bugün açıklanan tedbirleri okurken aklıma şu soru takıldı:
Bir şehrin suyu azalırken, su tek başına mı tükenir? Yoksa farkındalık, öncelik, ortak akıl da mı eksilir?
Su kesintilerinin başlayacağı tarih belli, kısıtlanacak kaynaklar belli, hangi göletten hangi ilçeye kaç metreküp su akacağı bile belli.
Peki, bu şehirde kararların hangi akıl havzasından aktığı belli mi?
Yönetim bazen musluğu kapatır; ama asıl mesele, düşünceyi açabilmektir.
Valilik koordinasyonunda alınan kararlar teknik olarak doğru. Kuyular sisteme bağlanıyor, göletler yönlendiriliyor, belediyelerin suyla bahçe sulaması yasaklanıyor, parklar bile bir süre nefessiz kalacak. Sorun suyun teknik yönetimi değil, su kültürünün yıllardır ihmal edilmiş olması aslında.
Yalova’da suyun kaderi, aslında sadece mevsimlere değil, yönetimlere de bağlıydı ama sanki unuttuk...
Parkları süsleyen fıskiyelere alkışla bakıp, sokağın kenarında kuruyan çınar ağacını fark etmiyorsak…
Kışın yağmurun akıp gittiği sokakları yazın tankerlerle suluyorsak…
Su krizini sadece belediyeye havale edip sorumluluğu musluk başında bırakıyorsak…
Bunun adı meteorolojik kuraklık değil. Yönetsel kuraklık olur.
Asıl kırmızı alarm, barajda değil; hafızamızda çalıyor.
Şehir, tarihin en kritik su kesintisine girmeye hazırlanırken, biz hâlâ suyu “musluk açıldığında gelen şey” sanıyoruz.
Oysa su;
Bir çocuğun okul bahçesinde gölgesine muhtaç kaldığı ağaçtır.
Yaz sıcağında nefes alan yaşlı bir kadının cam önündeki sardunyasıdır.
Bir fabrikanın üretimi değil, bir kentin geleceğidir.
Bu yüzden, su kesintisi sadece suyu değil, şehrin hayat akışını keser.
Hangi mahalle hangi gün susuz kalacak sorusundan önce, “Bu şehirde kim, ne zaman suyun kıymetini hatırlayacak?” sorusu sorulmalı.
Tavsiye değil de zorunlu bir hatırlatma:
- Belediyeler artık suyu yönetmekle yetinmemeli; su kültürünü de yönetmeli. Okullarda ders değil, alışkanlık oluşturmalı.
- Meclislerde, ihale masalarında, teknik raporlarda suyu konuşmak kolay. Ama suyun vicdanını konuşacak bir masa kurulmalı. Çünkü su sadece; adil dağıtılırsa su olur.
- Bir şehir kriz anında değil, krizden önce aldığı tedbirlerle medenileşir. Yani şimdi değil, asıl yağmur yağarken hazırlanmalıydık.
Son söz…
Yalova’da su azalıyor.
Ama bundan daha tehlikelisi, suyun azalmasını hâlâ sadece su sorunu sanmak.
Musluğu kapatan yönetim değil.
Asıl kapanan, gecikmiş bir uyanışın kapısı.
Bu şehir isterse suyu yönetir.
Ama önce;
kendini yönetmeyi öğrenirse…






