
O SABAHIN TANIĞI
10 Kasım sabahı fırından aldığı boyozları satmak için geldiği İzmir/Basmane Meydanı, her zamankinden daha ağır bir sessizliğe bürünmüştü. İnsanlar ellerinde mendillerle ağlayarak yanından geçiyor, yüzlerindeki hüzün adeta meydanın havasına siniyordu. Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen, Abdurrahman’ın dikkatini bu derin keder ve acı fazlasıyla çekmişti.
Tezgahını kurmak için uygun bir köşe bularak cam sehpayı önüne koydu. Boyozlarının başında otururken, mendilini gözyaşlarına bastırarak yürüyen insanlara bir süre baktı. Merakına yenik düşüp önünden geçen yaşlı bir adama seslendi:
“Amca, bu insanlar neden ağlıyor?”
Adam durdu ve yaşlı gözlerle Abdurrahman’ın yüzüne bir süre baktı. İç çekerek, acının ağırlığını taşıyan o sesiyle cevap verdi:
“Yavrum… Sana şimdi ne desem nasıl anlatsam bilmiyorum ki” dedikten sonra yutkunarak titreyen sesiyle “Atatürk’ü kaybettik” dedi.
O an, Abdurrahman’ın kalbi sanki yerinden sökülmüş gibi oldu. Çocuk yüreği, o büyük acıyı derinden hissetti ve zihni bir anda onu Atatürk’le ilk kez karşılaştığı güne, İzmir Fuarı’na götürdü.
1937 yılıydı. Mahallenin çocuklarıyla yalın ayak fuara koşarak gittikleri, kalabalığın arasına karışarak Atatürk’ün geldiği o gün. Fuarın önünde üzerinde büyük cepleri olan gri ceketi, belindeki kuşağı ve gri golf pantolonu ile kalabalığa “Efendiler…” diye seslendiği o an. O kibar, nazik, ama aynı zamanda dağları yerinden oynatacak güçteki hitabı.
Abdurrahman henüz çocuktu. Anlamını tam bilmediği ama ruhunda bir yerlerin titrediği o anlarda, gözleri dolmuş; anlatılanlardan, o büyük insanın varlığından öyle etkilenmişti ki gözleri dolarak ağlamıştı.

Ve bugün…
102 yaşında bir Cumhuriyet öğretmeni olarak Yalova’da hayatına devam eden Abdurrahman Gezer, Atatürk’ü ilk kez gördüğü o anı hâlâ aynı duyguyla, gözleri dolarak anıyor ve onunla ilgili hatıraları aynı heyecanla anlatıyor. O günün kalabalığı, o sesleniş, o ışık hiç sönmemiş gibi.
Bir lider düşünün…
Bir lider düşünün ki yıllar geçse de hafızalardan silinmesin.
Bir lider düşünün ki hayatı mücadelelerle, savaşlarla dolu olsun.
Bir lider düşünün ki bugün hâlâ yaptığı yeniliklerle, bıraktığı mirasla, çizdiği yol haritasıyla tüm ulusun ruhunda ve geleceğe dair hayallerinde yaşamaya devam etsin.
Bugün 10 Kasım… Yani bir milletin sadece yas tuttuğu değil, aynı zamanda kendine yeniden söz verdiği gün. Çünkü her 10 Kasım’da bir kez daha anlıyoruz ki Atatürk sadece geçmişimizin değil; bugünümüzün nefesi, yarınlarımızın da omurgasıdır.
Ve Abdurrahman Hoca’nın gözünden dinlediğimiz o sahne, bize bir kez daha hatırlatır:
Atatürk’ü bir kez gören, bir ömür unutmuyor.
Bir kez hisseden, bir ömür kalbinde taşıyor.
Bir kez anlayan, bir ömür onun ışığıyla yürüyor.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi;
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Saygı ve özlemle…







Ne mutlu Abdurrahman öğretmene Atamızı görmek kısmet olmuş. Akıcı ve anlaşılır bir dille bu bilgiyi bize aktardığınız için teşekkürler