
Siyasette en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu:
“Üye sayımız şu kadar arttı…”
Peki soralım o zaman; bu kadar övündüğünüz parti üyeleri gerçekten ne işe yarıyor?
Genel merkezde tanıdığı olanı ya da yüklü bağış yapanı milletvekili yapıyorsanız, partinin gerçek yükünü taşıyan üyelerin rolü nedir?
Bu durum, seçmene dayatılan bir aday anlamına gelmiyor mu?
Belediye başkanlarını belirlerken sözde üye yoklaması yaptığınızı varsayalım…
Son sıradaki adayı nasıl oluyor da bir anda ilk sıraya koyabiliyorsunuz?
O zaman size gönül vermiş, kapı kapı dolaşmış, emek vermiş parti üyelerini hiçe saymış olmuyor musunuz?
Seçim sürecinde canla başla çalışan üyeler sayesinde kazanılan bir seçimin ardından;
“Seçimi eşim kazandırdı, babam kazandırdı, şu aile kazandırdı” diyen bir milletvekili ya da belediye başkanı, hangi ahlakla o koltukta oturmaya devam edebiliyor?
Bu emekleri yok saymak değil midir?
Emek harcanmış, seçim kazandırılmış…
Sonra seçilen kişi başka bir partiye geçiyor.
Bu, o seçmene de partiye de yapılmış büyük bir vefasızlık, hatta açık bir ahlaki sorun değil midir?
Özellikle üyeye sorulmadan belirlenen adaylarda bunun daha sık görülmesi tesadüf mü?
Unutmayalım:
Partiler halktan üstün değildir.
Halk yoksa, üye yoksa parti de yoktur.
Varsa da ya bir tiyatrodur ya da menfaat düzenidir.
Bu ülke çok şey gördü…
Ama en çok omurgasız siyasetten çekti.
Buradan bütün parti üyelerine açık bir çağrım var:
Sizi yok sayan, çantada keklik gören hiçbir siyasi yapının içinde durmayın.
Artık kullanılmaktan vazgeçin.
Takım tutar gibi parti tutulmaz.
Kötüye “kötü” diyebilmek bir erdemdir.
Çünkü bir milletin kaderiyle oynamaya kimsenin hakkı yoktur.
En başta genel merkezler;
seçildikleri makamları gelir kapısı gibi kullananları,
ahlak ve sorumluluk duygusunu yitirenleri
hiç tereddüt etmeden partiden ihraç edebilmelidir.
Bir not daha:
Değerli üyeler; siz aradığınızda telefonunuzu açmayan, size geri dönmeyen il ve ilçe başkanlarının ihtiyacı olduğu zaman sizi aradığında, telefonlarını yüzlerine kapatmaktan çekinmeyin.
Unutmayın…
Siz onlara değil, onlar size mecbur.
Siz yoksanız, onlar da yok.
Suçladığınız kişilerle aynı masaya oturuyorsanız,
eğer o hırsızsa siz ondan beter hırsızsınız demektir.
Aranızda bir anlaşma yoksa mücadele edin,
ama milletin gözünün içine baka baka ortaklık kuruyorsanız
söylenecek sözleri edep burada yazmaya izin vermez.
Umarım bu sözler doğru adreslere ulaşır.
Kalın sağlıcakla…






