
Sanatın İzinde Bir Ömür ve Küçük Bir Sahnede Büyüyen Kalpler
Sanatla tanıştığım yıl 1999’du. O günden bu yana sahneler, ışıklar, kulis kokusu ve insan ruhuna dokunan hikâyeler hayatımın bir parçası oldu. Dizi, sinema ve tiyatro oyunculuğu…
Ardından tiyatro oyun yönetmenliği…
Her adım, beni sanatın sabırlı ve öğretici kollarına biraz daha yaklaştırdı.
Fakat yıllardır sahnede öğrendiğim ne varsa, geçtiğimiz aylarda bambaşka bir yerde yeniden anlam kazandı:
İlköğretim 3. ve 4. sınıftan 8 küçük yürekle, Akşehir’de düzenlenen Nasrettin Hoca Fıkra Canlandırma Yarışması’nda aynı sahneyi paylaşırken.
Bu çocuklara tiyatro danışmanlığı yaparken şunu fark ettim:
Ben onlara sahneyi öğretirken, onlar bana hayatı hatırlatıyordu.
Bir çocuğun provada attığı küçük bir kahkaha…
Bir diğerinin metni unuttuğunda gözlerindeki endişe…
Sonra arkadaşından gelen “Boşver, birlikte yaparız” fısıltısı…
İnanın, bazen bir tiyatro eserinden çok daha derin bir duygu saklıydı o küçücük anlarda.
Ve tüm bu yolculuğun sonunda Türkiye üçüncülüğü geldi.
Ama şunu dürüstçe söylemeliyim:
Biz sahneye daha çıkmadan, kuliste birbirlerine omuz veren o sekiz cesur çocuk sayesinde aslında o gün zaten birinciydik.
Bu başarının görünmeyen kahramanları var.İki isim özellikle…
Işığı hiç sahnenin önüne çıkmasa da arka planda bir güneş gibi parlayan iki güzel insan:
Müzik öğretmeni Süleyman Eker,çocukların sesini yalnızca duymadı; onlara güven verdi, ritimlerine yürek kattı. Bir öğretmen değil, bir yol arkadaşı gibiydi. Onun emekleri sahnenin her köşesinde yankılandı.
Sınıf öğretmeni Demet Çeçen Bıyıklı, her çocuğun içindeki ışığı fark eden, onu büyüten, yüreklendiren bir rehber oldu. Onun sevgisi ve desteği olmasaydı, çocukların sahnedeki özgüveni asla bu kadar güçlü olamazdı.
Ve gelelim kocaman bir teşekkürü hak eden bir diğer gruba:
8 güzel çocuğumuzun birbirinden kıymetli velileri… Onlar, çocuklarının her adımında arkamızda bir dağ gibi durdular.
Provadan sonra soğuyan çaylarını, evde kalan işleri, koşuşturmalarını bir kenara bırakıp çocuklarının hayallerine eşlik ettiler.
Her prova çıkışında gözlerinde aynı şeyi gördüm:
Gurur, heyecan ve içten bir iyilik. Bazı veliler çocukları metni öğrenirken yanında sabaha kadar ışığı açık bıraktı…
Bazıları “Heyecanlanırsan ben de heyecanlanırım ama birlikte başarırız” diyerek çocuklarına sarıldı…
Bazıları ise sahne gününde gizliden gizliye gözyaşlarını sildi, belli etmeden güç verdi. İşte o yüzden bu başarı sadece bir derece değil; bir ailenin, bir okulun, bir mahallenin birlikte attığı bir imza.
Sanat bazen büyük salonlarda yapılır, bazen küçük bir sınıfta, bazen bir çocuğun sahneye çıkmadan önce tuttuğu nefeste…
Ama en çok da, kalpten gelen inancın olduğu yerde yapılır.1999’dan beri sanatın içinde olan biri olarak biliyorum ki:
Sahnede en büyük rol, bir çocuğun kalbine dokunabilmektir.
Ve biz bunu birlikte başardık.Çocuklar, öğretmenler ve o yüreği kocaman velilerle…Sanatın en güzel yanı tam da bu:
Bir sahneyi değil, bir geleceği aydınlatmak...







Tebrik ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.