
Siyasi Öngörüsü ile – Fedakarlığı ile – Yalova’ya Bakışı ile VEFA SALMAN Dosyası
Ülkemizde bazı dosyalar vardır; mahkeme salonlarında görülür, karara bağlanır ve biter.
Bazıları ise şehirlerin hafızasına yazılır.
Vefa Salman dosyası, Yalova için işte o ikinci türden yani bütün bir şehrin hafızasına yazılan bir dava, unutulmayacak bir dosya ve kitap olacak, dersler alınacak derin bir hikâye…
Bugün herkes rakamlardan, sürelerden, mahkeme kararlarından, maddelerden söz ediyor. Ama Yalova’nın asıl bildiği başka bir şey var…
Bu şehirde yaşanan, bir adli sürecin, bir seçilmiş iradenin sistem içinde nasıl kırılabildiğinin canlı örneğidir.
Ben bu hikâyede Vefa Salman’ın suçlu olduğuna inanmıyorum. Bence Yalova da inanmıyor. Çünkü bu kent, kimin belediyeyi “yönettiğini” değil, kimin bu kenti “sahiplendiğini” iyi bilir.
Vefa Salman, Yalova’da hiçbir zaman “parayla, ihale ile, dosyayla” anılan bir figür olmadı. O daha çok tartışmaların, çekişmelerin, belediyecilik kavgasının ortasında kalmış bir başkandı.
Ama bir gün, “görevden uzaklaştırma” kararı çıktı.
Hukuk metinlerinde buna “geçici tedbir” denir.
Yalova’da ise bu karar, tarihe “belediyenin el değiştirdiği gün” olarak geçti.
Çünkü birkaç gün sonra, Belediye Meclisi toplandı ve şehir yönetimi fiilen başka bir siyasi iradeye geçti. İşte bu andan itibaren dosya, artık sadece bir yargılama süreci değildi. Dosya, Yalova’nın siyasi kaderi hâline gelmişti.
Bu noktada herkesin bir okuması vardı.
AK Parti cephesi, kamu kaynaklarının denetlenmesi, idarenin disipline edilmesi gerektiğini söylüyordu.
CHP cephesi ise seçilmiş bir belediye başkanının, yargı süreci bitmeden etkisizleştirilmesini demokrasi açısından sorunlu görüyordu.
İki bakış da kendi içinde anlaşılabilir.
Ama Yalova’da yaşanan şey, bu iki görüşün çok ötesine geçti.
Çünkü bu şehirde bir “tedbir”, doğrudan bir siyasi sonuç üretti.
Bir başkan uzaklaştırıldı, bir başka siyasi irade göreve geldi.
Bu, Türkiye’nin başka şehirlerinde de yaşanmış olabilir. Ama Yalova’da bu kadar yıkıcı olmasının nedeni şuydu: Bu kentte seçimler zaten bıçak sırtıydı.
Ve bir idari karar, sandığın yerini aldı.
İşte Yalova’nın kırıldığı yer tam olarak burasıdır.
Ama bu hikâyenin en ağır yükünü taşıyan başka bir taraf daha vardı…
Vefa Salman bu süreçte yalnız kaldı. İl teşkilatı, genel merkez, birkaç gerçek dost, birkaç gerçek adalete inanan cesur insan dışında, yüksek sesle konuşmadı.
O dosya, bir partinin kurumsal refleksiyle değil, bir kişinin omuzlarına yüklenmiş gibi yürüdü. Ve işte tam burada Türkiye siyasetinin en pahalı hatası yapıldı.
Halkın dilindeki o cümle boşuna değildir:
“Sarı öküzü vermeyecektik.”
Yalova’da verilen bu ilk taviz, yalnızca bir belediye başkanının kaderini değil, Türkiye’de yerel demokrasinin bir eşiğini belirledi. Bir yerde seçilmiş bir başkan yalnız bırakıldığında, bunun bir “emsal” olacağını herkes bilir. Sonra benzer dosyalar çoğalır, müdahaleler normalleşir.
Bu, bir niyet okuması değil; siyasetin doğasıdır.
Yıllar geçti.
Mahkeme kararları çıktı, bozuldu, yeniden yazıldı.
Vefa Salman bir yandan hukuk mücadelesi verdi, bir yandan sessiz kaldı.
Ama Yalova’da asıl soru hep aynıydı:
“Bu iş nereye varacak?”
Ve işte 22 Aralık 2025’te çıkan karar, bu soruya yeni bir boyut ekledi.
O gün Yalova’da herkes şunu düşünmeye başladı:
Vefa Salman belediyeye yeniden aday olsaydı ne olurdu?
Bu şehirde herkes biliyor; Vefa Salman aday olsaydı, kazanması güçlü bir ihtimaldi. O sadece bir parti figürü değildi; kişisel bir karşılığı vardı. Yalova’da insanlar ona oy verirken, bir rozet değil, bir insan seçtiklerini düşünüyordu.
Ama işte tam burada, bu hikâyenin en sessiz ama en büyük fedakârlığı ortaya çıktı.
Eğer Vefa Salman aday olup seçilseydi, Aralık 2025’teki karar, Yalova’yı yeniden bir siyasi ve idari fırtınanın içine sürükleyebilirdi. Seçilmiş bir belediye başkanının tekrar görevden uzaklaştırılması, belediyenin yeniden bir belirsizliğe sürüklenmesi, Yalova’nın yeniden bir kriz kentine dönüşmesi ihtimali vardı.
Buna “komplo” demiyorum.
Buna “Türkiye’nin idare–yargı–siyaset ilişkilerinin ürettiği mümkün senaryo” diyorum.
Vefa Salman bu ihtimali gördü.
Ve kendisini değil, Yalova’yı seçti.
Siyasette en kolay şey aday olmaktır.
Hele kazanacağınızı biliyorsanız…
En zor olan ise şudur:
“Kazanabilirim ama şehir kaybedebilir” diyebilmek.
Vefa Salman işte bunu yaptı.
Geri çekilmedi; geri durdu.
Kendi siyasi geleceğini, Yalova’nın geleceğinin önüne koymadı.
Bugün hâlâ onu konuşuyor olmamızın sebebi budur.
AK Parti’ye gelince…
Devlet ciddiyetine saygı duyulur. Ama demokrasi, soru sormadan yaşayamaz. Bir idari karar, bir şehirde fiilen yönetim değiştiriyorsa, bunun siyasî sonuçları da konuşulur. Bu düşmanlık değil, vatandaşlık görevidir.
Yalova bu dosyada çok şey kaybetti, ama bir şey de kazandı:
Bir fedakârlığın ne demek olduğunu gördü. İyi bir siyasetçinin öngörüsünü gördü.
Bazı insanlar, kendilerini kurtarır.
Bazıları şehirlerini.
Vefa Salman, ikincisini seçti.
Vefa Salman, Yalova’yı seçti…






