
Yalova’nın Koltuk Döngüsü: Esnafın Sabrı Taşarken
Yalova’da seçim takvimi her döndüğünde aynı filmi izliyoruz. Sadece afişler değişiyor, sloganlar tazeleniyor, ceketler yeniden ilikleniyor… Ama perde açıldığında sahnedeki oyuncular yine aynı. Yıllardır aynı isimler, aynı çevreler, aynı masalar. Bir bakıyorsun bir odada “değişim” diye bağırıyorlar; seçim bitince karşı cepheyle aynı yönetim kurulunda yan yana oturuyorlar. Dün birbirine “karşıt” olanlar bugün aynı safta “dost.” Dün omuz omuza yürüyenler bugün küs, ayrı liste, ayrı cephe… Bu döngü, Yalova’nın değil, güç savaşının döngüsü.
Şimdi tablo daha da net: İki-üç grup, esnaf odaları, odalar birliği ve ticaret odasında karşı karşıya. İlk turda bir taraf kazandı; ticaret odası tarafında ise belirsizlik sürüyor. Kulisler yoğun, telefonlar sıcak, masalar hareketli. “Kim kiminle?” sorusu bir haftada üç kez değişiyor. Ve biz esnaf, yine kenarda bekliyoruz. Çünkü bu senaryo yıllardır aynı: Kim kazanırsa kazansın, kazanan Yalova olmuyor.
Ben bir esnafım. Bu şehirde herhangi bir grubun adamı değilim. Hatta hepsine eşit mesafede, mümkünse eşit uzaklıkta duruyorum. Çünkü mesele “hangi ekip” meselesi değil; mesele Yalova’nın yıllardır bir avuç çevre arasında el değiştiren bir güç alanına dönüştürülmesi.
Bakın, açık konuşalım: Yalova’da bazı yapılar, bazı çevreler belli başlı odaları “sahiplenir.” Sahiplenir derken; bir vizyon koyup bir hizmet yarışı başlatmaktan bahsetmiyorum. Koltuğu, nüfuzu, imzayı, ilişki ağını, temsil gücünü sahiplenmekten bahsediyorum. Çünkü bu odalar artık sadece “mesleki dayanışma” yerleri değil; aynı zamanda yerel güç haritasının kritik noktaları. Kim o noktada durursa, musluğun başında o duruyor. İhale diliyle konuşmayacağım; ama Yalova’da herkes neyin ne olduğunu gayet iyi biliyor.
Asıl problem şu: Bu şehirde gerçekten iyi niyetle hizmet etmek isteyen, temiz bir sayfa açmak isteyen, işini büyütmüş ama şehrine de omuz vermek isteyen yeni insanlara sıra gelmiyor. Gelmiyor çünkü sistem kendini koruyor. Yeni bir isim çıkınca önce küçümseniyor, sonra itibarsızlaştırılıyor, sonra “bizim çocuklarla” eritilmeye çalışılıyor. Eğer boyun eğmezse dışarı itiliyor. Çünkü burada mesele hizmet değil; mesele düzen.
Daha da acısı ne biliyor musunuz? Bu gruplar bazen seçim öncesi “dost ve ekip.” Seçimden sonra bir bakıyoruz: İçlerinden biri küsüp yeni cephe açmış. Ya da tam tersi; seçim öncesi birbirine en sert sözleri söyleyen “karşıt gruplar” seçim sonrası bir anda aynı masada, aynı yönetimde, aynı fotoğrafta… Siyasette buna “realite” derler. Ben buna “Yalova’nın kaybeden olduğu pazarlık” diyorum. Çünkü anlaşmaların dili Yalova değil, güç. Hedef şehrin geleceği değil, koltuk dengesi.
Şimdi gelelim sosyal medya tarafına… Yalova’da seçim dönemleri sosyal medya bir anda “ahlak, dava, emek, hizmet” kelimeleriyle doluyor. Herkes şehri çok seviyor, herkes esnafın yanında. Paylaşımlar sertleşiyor, yorumlar birbirini yiyor, alttan alta “kim kime çalışıyor” mesajları uçuşuyor. Birkaç hesap aynı gün aynı cümlelerle devreye giriyor; birileri “algı” yapıyor, birileri “itibar” siliyor. Sonra seçim biter… O hesapların çoğu sessizliğe gömülür. Çünkü görev tamamlanmıştır. Olan kime olur? Esnafa olur. Şehre olur. Zamanımıza olur.
Yalova zor günlerden geçiyor. Ekonomi zor, maliyetler zor, tüketici zor, kira zor. Şehirde iş yapmak her geçen gün daha kırılgan. Turizmden, üretimden, ticaretten konuşuyoruz ama ortak bir akıl üretemiyoruz. Çünkü ortak akıl için önce “ben” değil “biz” demek gerekir. Oysa bu masalarda “biz” sadece slogan.
Bu yüzden bugün isim zikretmiyorum. Zaten küçük şehir; herkes herkesi biliyor. Ama şunu da net söylüyorum: Kentimizin geleceği söz konusu olursa, gerekirse isim zikretmekten de korkmayız. Çünkü korku, küçük şehrin en büyük prangasıdır. “Aman işimiz bozulmasın” diye susarsak, zaten işimiz bozulacak. Çünkü şehir bozulursa esnafın işi zaten biter.
Biz esnafız. Biz bu şehrin sokaklarıyız, caddeleriyiz, kepenkleriyiz. Biz Yalova’nın ta kendisiyiz. Birileri koltuk değiştirdi diye hayatımız değişmiyor. Biz sabah dükkân açıyoruz, akşam hesap kapatıyoruz. Bizim derdimiz fotoğraf değil, faturadır. Bizim derdimiz protokol değil, piyasadır. Bizim derdimiz “kim kiminle” değil; Yalova’nın yarınıdır.
Artık yeter.
Bırakın adamcılığı.
Bırakın ekipçiliği.
Bırakın rant kavgalarını.
Bırakın birbirinizi tüketmeyi.
Gelin, hep birlikte Yalova için savaşalım. Çünkü Yalova elden giderse, başka Yalova yok beyler. Bu şehir bizim evimiz. Evi kurtarmadan koltuk kurtarmanın kimseye faydası yok.
Ve son söz:
Bizim sesimiz yükselirse, ancak biz alçaltana kadar inmez geri.
İstediğimizi alana kadar; şehir menfaati için hiçbir şeyden çekinmeyiz, geri durmayız.
Haydi…
Koltuk kavgasını bırakın.
Yalova için birlik olun.






