
Afişte birkaç gün...
Takvimde bir hafta...
Sahnede birkaç saat...
Herhangi bir etkinlikten bahsediyorum... Süreleri bu şekilde değil mi?
Ama aslında yıllara, coğrafyalara, hafızalara ve kalplere yayılan bir etkinlikten bahsediyorsam?
YAFEM Türk Boyları Kültür Şöleni gelir o zaman akıllara. Çünkü abartısız, tam da bu şekildedir. Ben, siz, biz, Yalova ve hatta YAFEM yönetimi bile tam olarak farkında değildir bu büyüklüğün...
Dışarıdan bakan biri renkli kıyafetler, bayraklar, halk oyunları, kortejler ve gala geceleri görür. Ama biraz yakından bakınca, Yalova’da yalnızca bir şölen yapılmadığını; Türk dünyasının dağılmış hatıralarına, kırılmış bağlarına, unutulmaya yüz tutmuş seslerine birkaç günlüğüne bir vatan kurulduğunu anlarsınız.
YAFEM, Yalova’da halk oyunu oynatmıyor. YAFEM, Türk dünyasının yüreğini Yalova’da attırıyor.
İşte bu yüzden YAFEM’i yalnızca bir dernek, yalnızca bir festival, yalnızca bir kültür etkinliği gibi anlatmak haksızlık olur.
Çünkü YAFEM, Yalova’nın sokaklarında Kırgız bozkırının rüzgârını, Azerbaycan’ın kardeşlik nefesini, Gagauzya’nın sessiz ama onurlu kimliğini, Türkmeneli’nin sızısını, Balkan Türklerinin göç hafızasını, Doğu Türkistan’ın mahzun bakışını, Kafkasya’nın dik duruşunu, Kırım’ın, Tataristan’ın, Kazakistan’ın, Özbekistan’ın, KKTC’nin, bütün Türk ve akraba topluluklarının ortak sesini buluşturan büyük bir gönül köprüsüdür.
Yalova için YAFEM, küçük bir şehrin büyük bir coğrafyaya açılan kapısıdır.
Bugün Yalova’da yaşayan bir çocuk, dünyanın herhangi bir yerindeki Türk topluluğunu sadece kitapta, haritada ya da haber bülteninde görmüyor. Kendi şehrinin caddesinde yürürken görüyor. Bayrağını taşıyan, kıyafetini giyen, türküsünü söyleyen, dansını eden, dilini ve kültürünü yaşatmaya çalışan insanlarla karşılaşıyor. İşte asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü kültür, yalnızca anlatıldığında değil, yaşandığında hafızaya kazınıyor.
...ve YAFEM bunu yıllardır başarıyor.

Bu şölenin görünen tarafında elbette halk oyunları var. Ama YAFEM’in gerçek derinliği halk oyunlarının çok ötesinde.
- Bu organizasyonun içinde kültür diplomasisi var.
- Diaspora hafızası var.
- Soydaş topluluklarla kurulan gönül bağı var.
- Türk dünyasının ortak meselelerine açılan fikir kapıları var.
- Gazeteciler buluşmaları var.
- Akademik konferanslar, sergiler, ziyaretler, protokol temasları, dostluk sofraları, yıllar içinde biriken insan hikâyeleri var.
Bir ekip Yalova’ya geldiğinde sadece oyununu getirmiyor. Kendi tarihini getiriyor. Kendi acısını, sevincini, direncini, kimliğini, dilini ve duasını getiriyor.
- Doğu Türkistan’dan gelen bir temsil, sadece sahne gösterisi değildir; görülmek isteyen bir acının sessiz çığlığıdır.
- Türkmeneli’nden gelen bir ekip, yalnızca ritim ve figür getirmez; Kerkük’ün yanık hoyratını, Telafer’in, Musul’un, Erbil’in, Altunköprü’nün hafızasını getirir.
- Balkanlardan gelen bir topluluk, yalnızca kostüm taşımaz; göçü, kaybı, hasreti ve direnerek var olmayı taşır.
- Gagauzya’dan gelenler, Türk dünyasının ne kadar geniş, ne kadar renkli, ne kadar farklı inanç ve hayat tecrübeleriyle yoğrulmuş olduğunu hatırlatır.
- Kafkas ekipleri sahneye çıktığında sadece dans etmez; onur, sürgün, savaş, yiğitlik ve aidiyet sahneye çıkar.
YAFEM’in kıymeti de tam olarak burada gizlidir.
Bu büyük yürüyüşün arkasında yılların emeği, alın teri ve gönül birliği var. YAFEM denildiğinde, bu hikâyenin uzun yıllar boyunca yükünü omuzlayan, derneğin hafızasına, itibarına ve kurumsal kimliğine büyük katkı sunan isimlerden biri olarak Özer Koyuncu’yu sitayişle anmak gerekir. Özer Koyuncu’nun başkanlığı döneminde YAFEM sadece bir etkinlik organizasyonu değil; Yalova’nın dışarıya açılan kültür yüzü, Türk dünyasına uzanan dostluk eli, şehir adına gurur duyulan bir marka haline geldi. Onun döneminde oluşan emek, ilişki ağı, tecrübe ve kurumsal birikim bugün hâlâ bu yapının omurgasında hissediliyor.
Elbette bayrağı devralan her yönetim, bu büyük mirası kendi emeğiyle büyüttü. Bugün Asri Karaarslan Uzun başkanlığındaki YAFEM yönetimi de aynı ruhu, aynı sadakati ve aynı inancı yaşatıyor. Asri Başkan’ın nezaketinde, emeğinde ve derneğe sahip çıkışında YAFEM’in yalnızca geçmişe yaslanan değil, geleceğe yürüyen bir kültür kurumu olduğunu görüyoruz. Bu yönüyle YAFEM’de yönetimler değişse de ruh değişmiyor. İsimler değişiyor, görevler değişiyor, dönemler değişiyor; ama ilk günden bugüne uzanan dostluk, vefa, emek ve Türk dünyasına hizmet fikri bütünlüğünü koruyor.
Zaten YAFEM’in en güzel tarafı da bu.
Burada şahısların ötesine geçen bir dava, dönemlerin ötesine geçen bir hafıza var. Özer Koyuncu’nun emekleriyle, Asri Karaarslan Uzun’un bugünkü gayretiyle, geçmiş yönetimlerin, gönüllülerin, eğitmenlerin, dansçıların, ailelerin, destek veren kurumların, Yalovalıların katkılarıyla oluşmuş büyük bir kültürel zincir var. Bu zincirin her halkası kıymetli. Hiçbiri diğerinden kopuk değil. Hepsi aynı büyük hikâyenin parçası.
YAFEM’in bir başka önemli yönü de Yalova’ya kazandırdığı uluslararası bakıştır.
Yalova, Türkiye’nin en küçük illerinden biri olabilir; ama YAFEM sayesinde Türk dünyasının en geniş gönül coğrafyalarından birine ev sahipliği yapıyor. Bazen bir kortejde, bazen bir gala gecesinde, bazen bir sergide, bazen bir konferans salonunda Yalova’nın adı Balkanlar’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da, Türkmeneli’nde, Gagauzya’da, Doğu Türkistan diasporasında ve Avrupa’daki Türk topluluklarında duyuluyor.
Bu, sıradan bir tanıtım başarısı değildir. Bu, şehir adına büyük bir kültürel itibardır.
Bugün dünyada kimliklerin hızla aşındığı, dillerin unutulduğu, kültürlerin tek tipleştiği, insanların kendi kökleriyle bağının zayıfladığı bir çağda YAFEM’in yaptığı iş daha da anlamlı hale geliyor. Çünkü YAFEM, “Biz buradayız, birbirimizi tanıyoruz, birbirimizi unutmuyoruz” diyen bir hafıza nöbetidir. Bu nöbet yalnızca Yalova için değil, Türk dünyası için de önemlidir. Hatta daha büyük söylemek gerekirse, dünya kültür mirası için de önemlidir. Çünkü insanlık, ancak farklı kültürler kendi renkleriyle yaşayabildiğinde zenginleşir.
YAFEM’in sahnesinde bu zenginlik vardır.
Bir yanda atalarımızdan gelen ritimler, diğer yanda bugünün gençlerinin enerjisi. Bir yanda kadim bozkır medeniyetinin izleri, diğer yanda modern şehir hayatının ortasında kurulan yeni dostluklar. Bir yanda unutulmaya direnen diller, diğer yanda aynı ezgide birleşen kalpler. YAFEM, geçmişle geleceği, yerelle evrenseli, Yalova ile Türk dünyasını aynı sahnede buluşturur.
Bu yüzden YAFEM’i mutlaka ziyaret etmek gerekir.
Sadece bir gösteri izlemek için değil; bir milletin geniş hafızasına dokunmak için. Sadece alkışlamak için değil; anlamak için. Sadece fotoğraf çekmek için değil; o fotoğrafın arkasındaki yüz yıllık, bin yıllık hikâyeyi hissetmek için.
Yalova’da yaşayan herkesin, özellikle gençlerin, çocukların, ailelerin bu şöleni görmesi gerekir. Çünkü bu şölen bize şunu hatırlatır: Türklük yalnızca bir soy bağı değil; bir hafıza, bir kültür, bir dil, bir ahlak, bir dostluk ve bir dayanışma biçimidir. Türk dünyası dediğimiz şey de yalnızca haritalarda gösterilen ülkelerden ibaret değildir. Bazen bir türküde, bazen bir işlemeli kıyafette, bazen bir çocuk dansçının heyecanında, bazen bir yaşlı temsilcinin gözlerindeki buğuda yaşar.
YAFEM işte o buğuyu görünür kılar.
Bugün bu derneğin varlığı, Yalova için büyük bir şanstır. YAFEM’in yıllardır sürdürdüğü Türk Boyları Kültür Şöleni, şehrimizin kültür takvimindeki sıradan bir etkinlik değil; Yalova’nın dünyaya açılan en özel pencerelerinden biridir. Bu pencereyi daha çok açmak, daha çok desteklemek, daha güçlü anlatmak ve geleceğe daha sağlam taşımak hepimizin sorumluluğudur.
Çünkü YAFEM yalnızca geçmişin mirasını yaşatmıyor; geleceğin kültür hafızasını da inşa ediyor.
YAFEM’in asıl büyüklüğü, yalnızca Yalova’da yaptığı şölenlerle sınırlı değildir. Bu organizasyonun görünmeyen ama çok kıymetli bir yüzü daha vardır: Türk dünyasının farklı coğrafyalarından gelen topluluklara, kendilerini ifade edebilecekleri güvenli, saygın ve görünür bir alan açması. Çünkü Doğu Türkistan’dan gelen bir temsil için bu sahne sadece sanat sahnesi değildir; unutulmama çabasıdır. Irak Türkmenleri için bu buluşma yalnızca kültürel gösteri değildir; Kerkük’ün, Telafer’in, Musul’un hafızasını diri tutma gayretidir. Balkan Türkleri için bu şölen göçün, hasretin ve kimliğe tutunmanın adıdır. Gagauzya’dan, Kafkasya’dan, Kırım’dan, Orta Asya’dan gelen her ekip, Yalova’ya sadece folklor değil; kendi tarihini, kendi acısını, kendi sevincini ve kendi varoluş hikâyesini getirir.
Bu yüzden YAFEM, yıllar içinde yalnızca bir halk oyunları derneği gibi davranmamış; Türk dünyasının farklı damarlarını Yalova’da buluşturan sivil bir kültür diplomasisi merkezi haline gelmiştir. TÜRKSOY’dan Avrupa’daki kültür ve festival ağlarına, gazeteciler buluşmalarından fikir toplantılarına, sergilerden konferanslara kadar uzanan bu çizgi, YAFEM’in ufkunun ne kadar geniş olduğunu gösterir. Bazen bir sahne gösterisiyle, bazen bir söyleşiyle, bazen bir dostluk yemeğiyle, bazen de farklı ülkelerden gelen basın mensuplarının aynı masada buluşmasıyla Yalova, Türk dünyasının konuştuğu, tanıştığı, birbirini dinlediği özel bir merkez haline gelir.
YAFEM’in güçlü tarafı da tam burada ortaya çıkar: süreklilik, vefa, gönüllülük ve büyük coğrafyayı küçük bir şehirde buluşturma becerisi. Birkaç günlük programın arkasında yıllara yayılan ilişki ağı, kurumsal hafıza, kültürel emek ve büyük bir inanç vardır. Ancak bu büyük mirasın daha güçlü anlatılması, daha görünür hale getirilmesi ve gelecek kuşaklara daha sağlam aktarılması da artık önemli bir sorumluluktur.
YAFEM’in geçmişten bugüne taşıdığı fotoğraflar, videolar, anılar, konuk ekipler, konferanslar, dostluklar ve tanıklıklar güçlü bir dijital arşive, belgesel hafızaya ve şehir müzesi değerinde bir kültür kaydına dönüşmelidir.
Çünkü YAFEM’in yaptığı iş, yalnızca Yalova’nın değil, bütün Türk dünyasının ortak hafızasına aittir. Bugün dünyada kültürlerin hızla tek tipleştiği, dillerin zayıfladığı, köklerle bağların inceldiği bir dönemde YAFEM’in varlığı daha da anlamlıdır. Bu dernek, “Biz birbirimizi unutmadık” diyen bir hafıza nöbetidir.
“Aynı coğrafyada yaşamıyor olabiliriz ama aynı gönül ikliminde buluşabiliriz” diyen bir kardeşlik çağrısıdır.
“Kültür, yalnızca geçmişte kalmış bir hatıra değil; geleceği kuran en güçlü bağdır” diyen yaşayan bir örnektir.
Bir gün bu şehrin çocukları büyüdüğünde, belki yıllar sonra geriye dönüp şunu hatırlayacaklar: Yalova’da bir şölen vardı. Dünyanın dört bir yanından Türkler gelirdi. Renkli kıyafetler, bayraklar, türküler, danslar olurdu. Ama aslında orada daha büyük bir şey yaşanırdı. İnsanlar birbirine kardeş olduğunu hatırlardı.
İşte YAFEM’in gerçek anlamı budur.
Yalova’da birkaç gün süren bir şölen değil; Türk dünyasında yıllarca süren bir dostluk hatırası.
YAFEM’i alkışlamak yetmez. YAFEM’i anlamak, sahiplenmek ve geleceğe taşımak gerekir.






